Archive for April, 2009
Mesnevi مثنوی معنوی

صد هزاران طب جالینوس بود
Sözler, yazılar, tuzaklara benzer. Tatlı sözler, bizim ömrümüzün kumudur.İçinde su kaynayan kum pek az bulunur; yürü, onu ara!1061.
پیش عیسی و دمش افسوس بود
Ey oğul! O kum, Tanrı eridir. O er kendinden ayrılmış Hak’a ulaşmıştır.*Ondan, dinin tatlı suyu kaynayıp durmaktadır. İstekliler o sudan hayat bulurlar, gelişirler, yetişirler.1062.
صد هزاران دفتر اشعار بود
Tanrı erinden başkasını kuru kumsal bil ki o kumsal, her zaman senin ömür suyunu içer, mahveder.Hakîm olan erden hikmet iste ki onunla görücü, bilici olasın.1063.
پیش حرف امیی اش عار بود
Hikmet arayan hikmet kaynağı olur, tahsilden ve sebeplere teşebbüsten kurtulur.Bilgileri hıfzeden levh, bir Levh-i Mahfuz olur; aklı ruhtan nasiplenir, feyzalır.1064
GÜL’e sor beni…

Uzaktayım sanma çok yakındayım.
Goncası kırılmış GÜL’e sor beni…
Yalnızım akşamda, sensizim sabahta.
Attığım adımda bir başımayım…
Ümidi alınmış, ışığı çalınmış güne sor beni…
Mecnunum aşkına, çöllerdeyim ben.
Rüzgarda savrulan kuma sor beni…
Mustafa Demirci
Fi’l kalbi mine’l kalbi ile’l kalbi sebîlâ

“Dikkat ediniz ki, insanın cesedinde bir et parçası vardır.
O et parçası sâlih oldukça bütün vücuddaki âzâlar sağlam olur.
Eğer o fâsid olursa bütün cesed bozulur.
O et parçası kalptir.”
(Hadîs-i Şerif)
Kalbine iyi bak sevgili sûfî…
Mevlânâ’nın Uzak dediğin yer ancak bir karış diyerek adres verdiği kalbine…
Aşk’ın Hüsn için nice basamaklardan geçip, nice engelleri aştığı kalp ülkesine…
Sadef içinde inci gibi parlayan kalbine…
Öyle iyi bak ve öyle iyi gör ki; himmetle inen ve hikmetle süslenen aşkın senden aşkın bir hâl alsın. Taşkınlarca sevgilinin diyârına ulaşsın. Korkma…
Âşık ve mâşuk arasında öyle bir yol vardır ki, içinden geçen bütün cümleler hurûfî bir edayla tek tek ulaşır muhatabına. Kalpten kalbe yol vardır. Çünkü
Fi’l kalbi mine’l kalbi ile’l kalbi sebîlâ…
Kalbine iyi bak sevgili sûfî…
Kalp ki maddeden öte mânâ, dikenden öte gül-i rânâ…
Sula sevgili sûfî, sula. Kan nehirleri arasında kalan kalp vadisini istek, aşk, marifet, istiğna, tevhid, hayret ve yoklukla sula. Sonrası bekâ… Sonrası sıla…
Kalbin ki, bütün yolların kaynağı ve bütün yolların son durağı. Cânânı aramak için kalbinden çıktığın bu yolda varacağın yer yine kalbin aynası…
Çünkü ey sevgili sûfî…
Seven ve sevilen birbirinin aynısı.
Mevlânâ boşuna söylemedi ya:
Gönül, kemâlinden bir iz bulunca; can, canı içinde seni buldu.
Mevlânâ mıydı bulan, yoksa Şems-i Tebrizî miydi arayan? Aranmakla bulunmuyorsa, ancak bulanlar arayanlarsa neydi bu ikiz ruhları karşılaştıran? İki bedeni tek ruha, iki kalbi tek aşka bağlayan zincirin adı neydi? Dil, muhabbet dese de bütün dillerden yüce, bütün dillerden öte bir şeydi. Lisân-ı hâl bile bu muhabbetin sırrını çözmeye yeterli değildi. Aynı anda fikretmek, aynı anda hissetmek ve aynı anda zikretmek…
Kalpten kalbe giden yolu sözden öze dökülen bir sohbetle, gözden gönüle akan bir ateşle beslemek…
Doyumsuz bir ateşle beslenmek…
Ve Aşkî’nin kaleminden:
İftirâk-ı sohbet-i cânâna doymaz gönlümüz
İhtirâk-ı âteş-i hicrâna doymaz gönlümüz
Kalp kalbin diğer yarısı ve bundandır ki kalp kalbe karşı… Çünkü üç harfe ve beş noktaya gizlenen bir lugat var arada. Çünkü Fi’l kalbi mine’l kalbi ile’l kalbi sebîlâ…
Kalbine iyi bak sevgili sûfî…
Çağlar öncesinden devraldığın ve çağlar ötesine sakladığın, her yanını aşkla donattığın kalbine…
O kalp ki mücellâ, o kalp ki müstesnâ…
Sen değil miydin, Bende Mecnûn’dan füzûn âşıklık istidâdı var, diyen? Âşık-ı sâdık isen, kalbine iyi bak sevgili sûfî…
Hikmeti gör. Gör… Aşk odu evvel düşer ma’şûka andan âşıka diyor Fuzûlî.
Bil ki, pervanenin kül olması için ilkin mumun alev alması gerekli. Yanan kim, Mevlânâ mı Şems mi? Aşk dâvâsında sen, ben ne fark eder ki? Âşık gelmiş, mâşuk gitmiş ne fark eder ki? Üzerine bastığın toprak aynı ise, geçtiğin yollar aynı ise yan yana durmak şart mıdır vuslat ânında? Kavuşmak, bedenen değil kalben bir olmaktır aslında. Çünkü
Fi’l kalbi mine’l kalbi ile’l kalbi sebîlâ…
Kalbine iyi bak sevgili sûfî…
Gülden bülbüle uzanan bir dal varsa, mâşuktan âşığa uzanan bir kol varsa kalpten de kalbe giden bir yol vardır. Bu yolda lisân-ı hâlle örülmüş bir muhabbet vardır. Kalbine iyi bak ey sevgili sûfî!.. Kalbini noktalara sakla. Bil ki, bu yolda hükümdar…
Hükümdar bile (Muradî) ancak ve ancak bir nokta kadardır:
Elbette bu hâlimden o yârin haberi var
Fi’l kalbi mine’l kalbi ile’l kalbi sebîlâ
Önce Yüreğini Aç

Bana ellerini değil, önce yüreğini aç.
İmkânlarını değil, samimiyetini istiyorum.
Gülümsemelerinin ardındaki niyetin niteliği
Beni daha çok ilgilendiriyor.
Bana dışardan nasıl göründüğün değil,
İçerden, yürekten neler hissettiğin mühim görünüyor.
Bir bakış, bir yöneliş, bir dokunuş basit mi geliyor sana?
Sakın ha!
Bazen alçalışının bazen de zirvelere sıçrayışının resmidir o anlar…
Belki de bazen yüreğinden kayıp gelen
O şefkatin damlasıdır seni kurtaracak olan.
Bir nisan kelebeği gibi
Belki de iyi niyet kanatlarına yazılmıştır
Sonsuzluğun eşsiz güzelliği.
Belki de limana yanaşan bir iyilik yelkenlisinin
Yelkenlerine doldurduğu en güzel dualarıdır
Onu bekleyenlerine yaklaştıran.
Bir bakış hiçbir zaman küçük değildir.
Bir dokunuş hiç, ama hiç basit değildir.
Bir yöneliş, bir meyil hiçbir zaman küçümsenmemelidir
İçinde sevgiliye yaklaşma niyeti varsa eğer…




