
Yakamıza devrik bir cümle ilişti kırgın saatlerde

yakamıza devrik bir cümle ilişti kırgın saatlerde
elimiz doluşunca duaya melekler semayı yıkıyordu. gördün mü? aya şahit kıldım beklemeyi. aşka dokunan yüreklerde soğuk kesilmesi kelimenin en çaresiz vehminde bir çığlık salıyordu gölgeme. sen düşün ki yırttığım sayfada gözlerim körebe oyunlarına bulaşmışken gönlüm uzaklığın dibacesi. yetiş ey hali hazırda beslediğim sevdam, denizleri yırtıyor martılar. yetiş ey sebebimin dirilişi güneş gecede tutsakken ben söyleyemem özgürlüğü.
özgürlük/çelimsiz yüreğe bir çelme takmışken
esaretin boyunduruğunda/kanar üç muttasıl gül
yakamıza iliştirmek kadar cesaretliyiz/
alnımızda biriken ter/ölümlerin serinliğinde
hazırladığımız taze mezarlardandır.
küçükken daha küçücük taşlarla fırlatırdık uzaklığa sözlerimizi. şimdi büyüdük de büyük yakınlığın alnına çatıyoruz uzaklığı. yenilgimiz kadar büyüğüz, saflarımız kadar sıkı. bozgun sabahlarında bir fecr vaktinde ensemizden vururken kahpe yalanlar, biz sevdamızı beslediğimiz kuşların kanatlarına tutuşturduk. hangisi en yükseğe çıkarsa onu öpüp onu saydık, doğruluğun ve hakkın gerçek tasviridir diye.
bildik ve de. taze gül kokan sevdaların bir sonbahar hüznüyle en delikanlı yanımıza sapladığımız hançerimiz diye sakladık hançerimizde duran sevdamızı. bizi anlatmaz öyle her şarkı. her nota bizim değildir. bir afrika çölünde savaş tamtamlarına kulak kesilirken, bir gobi çölünde ellerini kuma daldıranın dudakları arasındaki nidaya kesildik. kafkaslar çağırdı yüreğimizi balkanlarda esen deli bir fırtınan sahibine göz diktik. bakışları keskin sözleri aşk kadar sahihti.’’putları reddet, ideallari koru’’
Bismillah. cümlenin elest girişi. hayat duruşunda akışan sular gibi çağlayan. beynime vur alnım şahdamarına yaklaşırken. zihnimin içine biraz acı, kesişen merhamet yolunda sitem… bin vebal ve bin ah. hangisi yırtılmış sayfanın hatrına inecek. ayet. sure. inkişaf.
vehminin gölgesi düşer aya. kim çalmışsa sürgünü, ceplerinde paranoyak caddeler. fütursuz adres sormaları. bir kente bu kadar yakışır işte neon ışıklı tabelalar. ayaksız adamlar ve dilenciler.
…
yakamıza devrik bir cümle ilişti kırgın saatlerde. siz yoktunuz daha. uykunun kolları sarmışken şehri karanlığa indi güneş. aydınlanan şehir ziyaları içerken nefessiz kaldı, kaldırımlara kusarken içindekilerini çöpçüler bilemedi bunun sebebini.
biz biliyorduk; deşilmiş sadrımıza inen acılara bir tutam tuz gibiydi hüzün. neremize feryat konsa ilkin sözümüzü beslerdik ardından erguvan bakışlı sevdalarımızın düşüne kapılıp denizleri ezbelerdik. bu yüzden bilmek azabımızı artırdı. ve bilerek uyandığımız her fecr vakti gözlerimizi toprakla ovuşturduk. topraktan geldik toprağa döndürüleceğiz.
toprağı besleyin/saksılarda merhamet aşılarken
peşine dünya takılmış gölgelerinizi sürüyün/
başınızın dikliği/aşkınıza şahittir
silemezsiniz/yakasında devrik bir cümle ilişen
zamanlarda/siz esaretin kırgın sefiri
gözleriniz bin muamma iksiri/yüreğiniz aşk
aşkınız kadar şahitsiniz/
yumruğunuz kadar kuvvetli/
narkoz içmiş beyinlere doğruyu yendiren sözleri elin kalem tutunca söyle. farzdır. aşk kadar sahihtir rüyan. bakışın kadar kuvvetli. kaderini omuzlayıp devrik cümleni dirilt bakışların hapsinde. gün buralarda erken başlar lakin. ziyasına tutuşmak lazım güneşin.
GELMEYİŞİN HAZİNEMDİR

Gün geceye varınca, herkes uyuyup sadece ben uyanık kalınca, yalnızca dualar konunca, seni düşünüyorken an ve an;
Gelmedin…
Su içerken aklıma geldin, yemek yerken de. Yürürken seni hatırladım, otururken seni. Sevgi sözcüklerinde seni buldum, aşk sözcüklerinde aklım sana gitti ama ;
Gelmedin…
Beyaza baktım masumluğunu gördüm, yeşile baktım her an kapını çalabileceğime inandım, maviye baktım engin merhametini gördüm. Ötesi var… Siyahta gözlerin geldi hatırıma, ismini andım, yine de…
Gelmedin…
Kitabımı aldım elime, hayret, her cümlede sen vardın. Hüzünlendim, gözlerim doldu, ağlamaya cüret edemedim, gözyaşımda da sen vardın, içime aktın… Kitabımı bırakıp bir şeyler karaladım, âcizane. Adını yazdım defalarca, cümle cümle aşkını dokudum kâğıtlara… Ve sen;
Gelmedin…
Tereddüdü olmayan bir sevgi, beklentisi olmayan bir aşk benimki. Geleceğin güne sakladığım bir sevincim, gelmediğin her gün ile yanan, yandıkça da büyüyen bir aşkım var. Sevincim, neşem, canım sana feda olsun. Gelmeyişine de razıyım, yeter ki sen benden razı ol…
Dokununca dağılan gelincikler gibi, düşündükçe seni tutamadığım sözlerim var. ‘Kişi sevdiği ile beraberdir’ hayatımda bu sözü duyduğum andan daha mutlu olduğum bir an olmadı. Gönlüme yerleşen başka sözlere gönül koydum artık. Neydi başlangıcım, ne olacaktı sonum bilmiyorum ama artık sensin başlangıcım sen olacaksın sonum. Ben seninle yeni bir hayat kurdum. Duamda sen, dilimde sen, gönlümde sen… Nakış nakış seni işliyorum, ilmek ilmek seni dokuyorum, düğüm düğüm sana bağlanıyorum…
Ve gelmediğin her gece, sineme oklar saplanıyor. Ben senden deyip çıkartmıyorum…
“Acımadı ki”

Aşk kuşluk vaktindeki diriliş
Sen aşka dirilişimin sebebi
O kadar çok bekledim ki seni…
Yokluğunda ne de çok düşüp
“Acımadı ki” dedim
Zoraki tebessümlerle.
O kadar çok satırlar yazdım ki
Gelesin diye,
Beni sahiplenesin diye…
Ne de hoş senin yollarını beklemek.
Ufak gidişlerinde bile
Seni kaybetme korkusuyla irkiliyorum.
O kadar çok seviyorum ki seni…
Kıvılcımlar saçıyor ruhum
Ruhuna değdiği vakit.
O kadar çok kıskanıyorum ki seni…
Mezarımız bile “bir” olsun istiyorum.
Senin adınla sesleniyorum artık ruhuma.
Seni o kadar çok seviyorum ki…
Aşk, saklambaç oyunundaki sobe
Sen aşka sobelenişimin sebebi.
O kadar çok seviyorum ki seni…
Yüreğim de dizlerim gibi titriyor yanında.
Ne de hoş sana aşık olmak.
Gözünün dalıp gittiği anlarda bile
Seni kaybetme korkusuyla irkiliyorum.
O kadar çok bekledim ki seni…
Geceler gündüz kalırdı
Karamsarlığımın yanında
Seninle ruh ruha gelmeden önce.
Birçok şiirim tanıyamaz artık beni
Görseler şimdiki aşık halimi.
Aşk, kelimelerin yetersiz kaldığı an
Sen heyecamlı suskunluğumun sebebi.
O kadar çok seviyorum ki seni…
Mantığım da yüreğim gibi sana taraftar.
Ne de hoş sana tutkun olmak.
“Seni seviyorum” dediğin anlarda bile
Seni kaybetme korkusuyla irkiliyorum.
Mesnevi مثنوی معنوی

صد هزاران طب جالینوس بود
Sözler, yazılar, tuzaklara benzer. Tatlı sözler, bizim ömrümüzün kumudur.İçinde su kaynayan kum pek az bulunur; yürü, onu ara!1061.
پیش عیسی و دمش افسوس بود
Ey oğul! O kum, Tanrı eridir. O er kendinden ayrılmış Hak’a ulaşmıştır.*Ondan, dinin tatlı suyu kaynayıp durmaktadır. İstekliler o sudan hayat bulurlar, gelişirler, yetişirler.1062.
صد هزاران دفتر اشعار بود
Tanrı erinden başkasını kuru kumsal bil ki o kumsal, her zaman senin ömür suyunu içer, mahveder.Hakîm olan erden hikmet iste ki onunla görücü, bilici olasın.1063.
پیش حرف امیی اش عار بود
Hikmet arayan hikmet kaynağı olur, tahsilden ve sebeplere teşebbüsten kurtulur.Bilgileri hıfzeden levh, bir Levh-i Mahfuz olur; aklı ruhtan nasiplenir, feyzalır.1064





